PARİS KOMÜNÜ

8

1870 yılında yaşanan Fransa-Prusya (Almanya) savaşı sonrası, yenilen Fransa Prusya güçlerine teslim olur. Fransa iktidarında 3. Napolyon, Prusya’daysa Demir Şansölye Otto von Bismarck bulunuyordu. Fransa uzun yıllardır yaşanan savaş ortamının yarattığı yıkımdan ve çetin yaşam koşulları altında ezilen halk, bir ayaklanma gerçekleştirerek 3. Napolyon’u devirir. Ardından ülkede kurulan Ulusal Savunma Hareketi, Prusya’ya karşı mücadeleye girişir fakat, bir başarı sağlayamaz. Prusya ordusu Paris’e dayanıp şehri kuşatır. Kuşatma ile zaten zor olan halkın yaşamı daha da kötüleşir. Yoksul halk, işçiler ve zanaatkarlar sırtındaki yük gün geçtikçe artmaya başlamıştır.

Zor koşullar altında yapılan seçim sonrası Ulusal Meclis toplanır, imparatorluğun devrilmesi ardından toplanan meclis, ilk birleşiminde cumhuriyeti ilan etmeyi reddeder. Halk komitesi bu olaya tepki göstererek hükümet ile yaşanan tartışmalar daha da derin bir hale düşer. Halk komiteleri akabinde bir karar alarak Ulusal Muhafız Merkez Komitesi altında örgütlenirler. Hükümetin Prusya ile anlaşıp Paris’i teslim edeceğini bildiklerinden, işgalin gerçekleşeceği mahallerindeki askeri mühimmatlar, işçilerin yaşadığı mahallelere taşınmak istenir. Fransa hükümeti bu adımı durdurmak için halkın özverisiyle savaş dönemi üretilen askeri mühimmatı, devlet malı ilan eder. 1871 senesi 17-18 Mart gecesi hükümet ordusu teçhizatlar el koymak adına harekete geçer. Dolayısıyla çeşitli çatışmalar patlak verir ve halk komitesi taraftarlarından bazıları öldürülür. Bu cinayetler sonrası halk ertesi gün büyük bir tepki sergileyerek yeni bir ayaklanma başlatır. Hükümet ordusundaki bazı kişilerde halk safında yer alır.

Ayaklanma büyüdükçe hükümet mensupları ve ordudaki destekçileri Versailles’a kaçarlar. Paris’te aynı gün, Komite yönetimi ele alır. Bu andan itibaren dünya halkları tarihinde önemli bir kırılma yaşatacak ve 71 gün boyunca sürecek Paris Komünü kurulmuştur. Merkez Komite 26 Mart’ta bir bildiri ile ana amaçlarını deklare eder:

“Fransa’yı şimdiye kadar yönetenler ülkemizi ve bizleri yıkıma ve onursuzluğa sürüklediler. Otorite, can ve iş güvenliğini sağlamaktan yoksundur. Ülke genel bir çöküntü içinde. Emeği yeni baştan örgütleyerek, özgürlük, eşitlik ve dayanışmaya dayanan yeni temeller üstünde yeni bir düzen kurmalıyız. Komün Devrimi, bu ilkeleri koyarak gelecekte çıkar çatışmaları doğurabilecek nedenleri önceden ortadan kaldırıyor.

Biz, emekçilerin boyunduruktan kurtulmasını istedik. Bunun tek garantisi de bucak temsil kurullarıdır. Her yurttaş, hakkını en iyi ancak bu sistemde savunur. Her yurttaş, temsilcilerin eylemlerini en etkili bir biçimde ancak bu sistemde denetler. Toplumsal reformlar, sırasıyla ancak bu şekilde gerçekleşebilir.

Her bucağın özerk oluşu, toplumsal isteklerin saldırgan bir karaktere bürünmesini önler ve cumhuriyet ilkelerini en yüce anlamıyla dile getirir.

Emekçiler! İstediklerimiz nedir? Kredinin, ticaretin, derneklerin emekçiye emeğinin tam karşılığını verecek biçimde örgütlenmesini istemektedir. Herkes için, parasız, laik ve tam eğitim istedik. Toplantı ve dernek kurma hakkını, yurttaşın ve basının özgürlüğünün istedik. Polisin, güvenlik güçlerinin, silahlı kuvvetlerin, sağlık hizmetlerinin belediyecilik açısından düzenlenmesini istedik. Paris halkı uyandı, dadısının yönettiği bir çocuk olmak istemiyor artık. Kendi kendimizin efendisi olmak hakkımızdır. 26 Mart Pazar günü yapılacak seçimde Paris halkının, oylarını Komün için kullanması onur borcudur.”

Paris Komünü’nün Yapısı

Politikacıların yer almadığı Merkez Komite, ilk olarak basın özgürlüğü sağladı, siyasi suçlara karşı af ilan etti, savaş mahkemelerini ve sıkı yönetimi kaldırdı. Acil seçim kararı aldı ve 26 Mart’ta Merkez Komite yönetimi seçilen Komün Meclisi’ne bıraktı. 85 mensubu olan meclis, 20 bin kişiye bir temsilci şeklinde temsil ediliyordu. Meclisteki 85 kişinin dağılımı ise, 30 işçi, 21 burjuva ve geri kalanı da memur, gazeteci, sanatçı, doktor, öğretmen ve kimi aydınlardan teşekkül ediyordu. Siyasi alanın hemen hemen her köşesinin, meclis içerisinde temsil etmesine özen gösteriliyordu. Proudhon’cular, Blanqui’ciler, Jakobenler ve Marksçılar meclis üyeleri arasındaydı.

Komün, imparatorluk bürokrasisinin tümünü tasfiye etti. Seçimle belirlenecek görevlilerin yer alacağı yeni bir bürokratik sistem yaratıldı. Bu görevliler uygun görüldüğünde seçmenleri tarafından görevden alınabilmekteydi. Memur ücretleri ve işçi ücretler eşit olacaktı aynı zamanda. Ordu ise tamamıyla gönüllülük esası ile oluşmaktaydı. Artık askeri kuvvet halk milislerinin kontrolü altındaydı. Tüm bu uygulamaların ve kararların amacı, halkın olanı doğrudan halka vermek, yani halkın yönetimde yer alması ve hayatın her safhasında söz ve yetki sahibi olmasını sağlamaktı.

Ayrıca, Komün Meclisi’nde siyasi görüşler, meslek örgütleri ve mahallelerde örgütlenmiş meclisler doğrudan müdahil olabilmekteydi. Talepleri veya görüşleriyle yasama faaliyetine katılabiliyorlardı. Komün bünyesindeki örgütler artık, işçileri sömüre patronların, görevini suiistimal edenlerin ve spekülatörlerin kabusuydu. Yine komün örgütleri, belediye çalışmalarında rol almaktan, ihtiyacı olanlara destek sunmaya varıncaya değin, toplumsal meselelerin çözümünde yer almaktaydılar. Komün Meclisi yanı sıra toplumun tüm kesimleri bu örgütler aracılığıyla yönetimde doğrudan görev alıyordu. Aynı zamanda Komün Meclisi’ni de denetliyorlardı. Komün çoğulcu demokrasinin deneyimine sahne olmaktaydı.

Meclis içerisinde yaşananlar doğrudan halka açık biçimde yürütülmekteydi. İstisnasız tüm çalışmalar halka ilan ediliyordu. Karar alma mekanizmaları geniş kitlelerin rol aldığı birimlere evirildi. Kurumların ve siyasi otoritelerin toplum üzerinde inşa ettiği baskı alaşağı edildi. Tüm kurumlar ve kadrolar sürekli halkın denetimi altındaydı.

Komün bütün bunların yanında, üretim alanında da bazı yeni adımlar izledi. Terk edilmiş veya faaliyeti durdurulmuş atölyeler ve fabrikalar işçilerin kontrolüne verilmiş ve yeniden üretim için, işçilerin örgütlediği komitelerce idare edilmiştir. Tüm yetki doğrudan işçilerin elindeydi. Üretim güçleri doğrudan halkın kontrolüne girmişti.

Yine Komün’ün mülkiyete karşı geliştirdiği tutum net olmasa da eğer halka engel teşkil eden durum söz konusuysa, kimi mülkiyetlerin kaldırıldığı görülmüştür. Öte taraftan kiraların ertelenmesi, evlerinden kovulanların evlerine dönmesi kararı verilmiş, mülk sahiplerinin kiracıları konutlarından atması yasaklanmıştır. Bunlarla beraber sahipsiz kalan binalara, evsizlerin barınması için el konulmuştur. İhtiyaç dahilinde mülkiyete müdahale edildiği görülmektedir.

Paris Komünü’nün Sonu

Komün gün geçtikçe gücünü arttırmış, oluşturduğu sistem düzen karşısında ezilenlere farklı bir yaşamın mümkün olduğunu göstermiştir. Dahası buna inandırmıştır. Tüm bu hadiseler vampirler, sermaye güçleri ve Versailles Hükümeti için tehditti şüphesiz. Komünü yok etmek adına, Prusya kuvvetlerinin Paris’i teslim almasına varıncaya değin planlara giriştiler. Hatta Şansölye Bismarck bu yönde sunulan teklifi reddetti. Akabinde komün deneyimi etkisini Avrupa’da hissettirmiş, herkeslerse konuşulur olmuştu, çok geçmeden Prusya yönetimi bu durumdan korku duymaya başladı. Paris’teki düşüncelerin yayılmasını istemiyorlardı. Bunun yanında Prusyalılar sadece Paris’i kuşatıp, bekleyip, daha sonra geri çekildiler. Versailles yönetimi, tüm kışkırtmalarına rağmen Prusya’nın Paris Komünü’ne saldırmayıp geri çekildiğini görünce, komüne karşı yalnız kaldığını gördü. Sonrasıda, Versailles vampirleri, komün ile müzakere ediyor numarasıyla zaman kazanarak ve askeri takviye yapmaya başladı. Fakat bir yanda Prusya hala beklemekteydi, çünkü Fransa mağlubiyetinin ardından hala Prusya ile bir anlaşma imzalamamıştı. Prusya ile anlaşmadan Komün’e saldırmayı da göze alamadılar. Versailles idaresi sırf Komün’ü yıkmak için Prusya’nın sunduğu ağır anlaşmayı kabul etti. Nihayetinde de tüm dikkatini Paris’e yöneltti.

Paris’te sekiz gün boyunca şiddetli çatışmalar oldu, büyük katliamlar yaşandı ve şehir yerle bir edildi. 27 Mayıs 1871’de kanlı şekilde bastırılan Paris Komünü, 20.000 mensubunu yitirmişti. Sonrasında yönetimi ele geçiren şeytani güçlerin ipini çektiği yargısız infazlar, iftiralar, sürgünler ve cadı avları başladı. Komün’ün ileri gelen neferleri sembolik tiyatro mahkemelerinde yargılandı, hepsi bu dünyadan gitmeden son ana kadar, mücadelelerini savundu ve mahkemeleri tanımadı. Mücadeleden geri adım atmayan Komün gönüllüleri ya kurşuna dizildi ya da giyotine gönderildi.

Komün’ün savunması gönüllü kitlelerin çabalarıyla yürütüldüğü için, çatışmalar sırasında gönüllü gruplarının yaşadığı koordinasyon eksikliğinin etkisi yıkıcı olmuştu. Versailles direnişi parçalamaya odaklanıp, bunu sağladıktan sonra ilerleyiş kaydetmişti. Yoğun çatışmaların yaşandığı kentte, komün mensupları birleşik mücadeledense, mahallelere bölünüp lokal savunmalara girişmişti. Bu durum da maalesef ki Komün güçlerinin yenilmesine yol açan temel sebeplerdendi.

Marx ve Engels, Komün’ün yenilme sebebi olarak, Komün’de sosyalistlerin ağırlıklı olmamasını, bazı zamanlama hatalarını ve merkeziyet anlayışının yoksunluğunu ileri sürmüştür. Yine Fransa Merkez Bankası’na el konulmamasını da ciddi bir zafiyet olarak görmüşlerdir. Hatta bunu ciddi bir koz olarak kullanabilecekken, hiç kayda bile alınmadığını ifade ederek eleştirirler. Ama bütün bunlarla beraber Paris Komünü’nün önemli bir gelişme olduğunu kayda geçirirler. “Özünde bir işçi sınıfı hükümeti” olduğunu savunmuşlardır. Paris Komünü’nü saygıyla selamlamışlardır.

Kaynaklar:

Prosper-Olivier LİSSAGARAY: 1871 Paris Komünü Tarihi
Gay L. GULİCKSON: Komün’ün Asi Kadınları
Bilge Kağan ŞAKACI: Unutulan Bir Sosyalist Deneyim: Paris Komünü
Chris HARMAN: Halkların Dünya Tarihi