Yolculuklar…

4

İnsana atfedilen meziyet ve olumsuzlukların temelini kurcaladığımızda görüyoruz ki yine bir insan düşüncesinin soyutlamaları yatıyor. Düşünmek eylemi, bizim tarif ettiğimiz biçimiyle gerçekle yüzleştiğinde hep bir yanıyla eksik kalıyor. Boşuna söylememiş bilgiyi seven bilgeler; “…bildiğimiz tek şey hiçbir şey bilmediğimizdir…” Biraz yumuşatacak olursak; her şeyi bilmek mümkün değil, zira insanın bilme kapasitesi acunun içinde barındırdığı cevherin çok çok gerisinde. Bildikçe cehaletimizin farkına varıyoruz bu bilgilenme yolculuğunda. Her yeni bilgi önümüze daha fazla bilinmeyen çıkarıyor. Belki de eylem, tam da bu nedenle bilginin bir tık önünde gidiyor, kim bilir?

Kurgulamadan doğanın bize sunduklarıyla yetinmek kaçırdığımız mutluluk treninin son vagonu. Doğa; iyi bir öğrenci için çok iyi bir öğretmen aslında. Aynı zamanda mucizevi güzellikler sunuyor bütün mahlukata. Ne yazık ki bir tek İNSAN yetinmiyor doğanın kendisine sunduklarıyla. Zekasıyla, hayatın ona sundukları arasında bir asimetri oluşunca açgözlü bir dürtüyle biriktirmeye başlıyor. Hatta bununla da yetinmeyip mülkiyetini bir iktidar aracına dönüştürmekten çekinmiyor hırsla. Egemenin hüküm sürdüğü bütün toplumsal işbölümlerinde zulmün izlerini görmek ve yaşamak; biraz da bu yüzden kaçınılmaz bir döngü bizler için. Tarihin dönen tekerine çomak sokmaya soyunan biz asilerin hikayesi her ne kadar önemli bir birikim arz etse de henüz ortada görünür bir başarı yok.

Geçmişte yaşanan deneyim ve başarılar da ters takla gerisin geri hızla dönüşüyor. Bu demek değil ki hep böyle sürecek bu devran. Elbet dur diyecek bu makus döngüye insan mahluku. Ama doğayla dostluğunu yitirdiği oranda yine başka hüsranların çukuruna düşmekten kurtulamayacak ne yazık ki. Yol yakınken insanlığın külahını ters çevirip önüne koyması gerekiyor. Geçici başarılar hiçbir şekilde nihai mutluluk getirmeyecek insana. Mülk, kadın, din, dil sorunu bir yana doğayla barışını sağlayamadığı sürece komünal bir dünyanın kapılarını aralayıp oradan içeriye girmesi mümkün olmayacak gibi görünüyor. Bunlar sadece devrimin çözeceği sorunlar değil çünkü.

İnsanlığın egemenlik ve kölelik duygularının kronik bir hal alması; mutsuzluğunun İKİ TARAF açısından en önemli sebebidir. Egemen sürekli bir iktidar hırsıyla ve hep ne zaman yenileceğim korkusunun içiçe geçtiği bir kısır döngü yaşarken ve aynı zamanda süper egemene ayak uydurmak, dileklerini yerine getirmek, bağımlılığını kanıtlamak durumundadır.

Köleye ya da mağdura gelince; yaşam mücadelesi o denli yorar ki, emeğini pazarlık aracı olarak kullanan yığınların; keyif almak, mutlu geçici ve küçük heveslerini gerçekleştirmek onu kanaatkar bir kula dönüştürmüştür. Ne düzenin tekerini kendinden yana(daha doğa ve düşünmek meselesi henüz gündeminde bile yok) çevirebilecek bilgi ve beceriye sahip olabilmiş, ne de bireysel mutluluğun kapılarını aralayabilmiştir.

Bir de her kavgada olan/ölen benim diyen asiler vardır. Onlar bu toplumun dinamiklerini harekete geçirmek üzere bilgi, teknik, beceri, inanç ve direngenlikle sınanmış bir çeşit toplum mühendisleridir. Egemen tarafından en çok itilip kakılan, yetmediğinde horlanıp hapsedilen ve nihayetinde direnme zamanlarında tehlike arz edince öldürülen kesimdir. Asiler hem düşmanını hem de dost güçleri iyi tanımak zorundadır. Bilimi, hayatı, teknolojiyi ve insanı bilmek; onların yaptıkları düş yolculuğunda mutlu gelecekle insanlığı buluşturmalarında en önemli motorlarıdır. “…Motorları maviliklere sürmek…” öncelikle asilerin kurduğu bir düştür. Uzun upuzun bir yol hikayesinin bilge aktörleridir asiler. Hayal kurar, yaratır, yorumlar, sınar, olmadı yeniden ve yeniden denerler ürettiklerini. Önceki deneyimler en yakın yol arkadaşlarıdır ama yüzlerini geçmişe değil, hep geleceğe dönerler. En çok onlar yanılır ve yenilikler. Galebe çalmanın zahmetli yolculuğunda en iyi öğrendikleri şey deneyimleridir.

Doğaya dönerler en sonunda. Yolculuğun öğretici anahtarı hep doğanın onlara sunduğu esin kaynaklarındadır. Bilince çıkardıklarını somut hayatın içinden damıtıp yeniden sunarlar hayata. Bu yolculuğun ara basamaklarında düşler kurarlar. Bu yüzden maviye, yeşile ve kızıla düşkündürler. Mavinin engin derinliği, yeşilin hayat fışkıran canlılığı ve kızılın asi kavgacılığı yön taşır ufuklarına ve ufukları daima ileriye bakar asilerin. Yollarını çakır dikenleri, aşılmaz duvarlar, zebaninin zulmü kesmeye çalışsa da, yolculuk zaman zaman sekteye uğrasa da dönüşü olmayan bir serüvendir onların ki.

Asi çocuklar şarkılarını hayat içre söylerler. Doğanın müziğini kendi sesine ekleyip türkü söyleyen serüvenciler, yol eylerler; çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, bulutun mavisini, bozkırın gelinciklerini, denizin enginini, serüvenlerine. Yol bitmez; her bitiş yeni bir başlangıcı doğurur rağmına. Bir gezginin hüznü vardır onlarda ve ağır bedellere gebedir seyyahın bilgeliği çünkü dersini doğadan alır.

Dağlarında bahar, baharında çiçek, çiçeğinde güneş, güneşinde asi çocuklar çıkarlar yola;
halaya durur gibi…

Nisan 2022 – Dersim

Levent Kaçar