Üçüncü Askeri Harekat (10-31 Ağustos 1938) | 1937-38 TERTELE – 5

10

Haydaran bölgesindeki direnişten sonra, devletin girmediği hiçbir bölge de kalmadığı için son bir operasyonla ilan edilen ‘yasak bölgeler ‘ olan Kutudere-Kırmızıdağ, Haçılıdere ile Mercan dağları eteğindeki Karacakale ve Aliboğazı ve çevresi olan Koçan bölgesinden yaklaşık yedi bin kişinin batı illerine sürgün edilmesi ve oralarda iskân edilmesi süreci başlar.

31 Ağustos’a kadar uçaklarla bombalanan bölgede yüzlerce insan öldürülür, evler, komlar yakılarak imha edilir. Bölgedeki saldırılarda savaş uçakları ve makineli tüfekler hiç susmaz. Mermi sarfiyatı olmasın diye yüzlerce insan da süngülerle, kasaturalarla katledilir. Bu tarihte binlerce kişi kafileler halinde önce Elazığ’a, oradan da trenlerle daha önce tespit edilen batı illerine sürgün edilir. Bu tarih itibarıyla tertelede fiziki olarak on binlerce insan katledilir. Bu insanlar yurtlarından, tarihlerinden, kültür ve inançlarından koparılarak Türk ve Müslüman toplumun içinde “zorunlu iskâna” tabi tutulur. Alevi, Kızılbaş, Rea Haq inanç mensupları, Kürt, Zaza, Ermeni kız çocukları Türkleştirme ve Müslümanlaştırma politikalarının uygulanması planına uygun olarak köklerinden koparıldılar.

1937-38’de çocuk, kadın, genç yaşlı yediden yetmișe Dersimli’ye savaş konsepti uygulanarak yapılan saldırılar sonucu on binlerce insan katledildi. Binlercesi yaralandı, sakat bırakıldı. Binlerce Dersimli evlerinden, köylerinden, topraklarından kopartılıp bati illerine zor yoluyla sürgünlere gönderildi. Binlerce Dersimli kız çocuğu ailelerinden kopartılarak subaylara, kodamanlara evlatlık, besleme, hizmetçi ve zevce olarak verildi.

Dördüncü Umum Müfettişlik raporlarına göre 1937-38 Dersim tertelesinde 13 bin 806 kişi öldürüldü. 2.907 aileden toplam 14.411 kişi de ağırlıklı olarak 32 batı vilayetine sürgüne gönderildi. “Dersim isyan etti” diyen devletin bu verilerine göre yaşamını yitiren asker sayısı ise sadece 110 kişidir. Oysa yerel kaynaklara, canlı tanıklara ve bizzat devletin nüfus sayımı sonuçlarına göre gerçekte Dersim’de yaklaşık olarak 40-50 bin kişi katledildi.

Dersim isyan önderi ve sorumlusu gösterilen Alişer ve Zarife’nin 9 Temmuz’da öldürülmesi, Seyyid Rıza ile altı aşiret temsilcisinin de 15 Kasım’da idam edildiği 1937 yılında resmî kayıtlara göre 1.737 kişi öldürülmüştür. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, olmayan bir isyanın sorumluları gösterilenlerin de içinde olduğu ölümlerden aylarca sonra, masum on binlerce canin 1938 Haziran-Ağustos arası katledilmesi, devletin Dersim’e kinini, düşmanlığını ve insansızlaştırma politikasının açığa çıkmasıdır. Bu düşmanlığı, otuz beş bin kişilik bir ordunun 1937-38 yıllarında sürdürdüğü soykırım sürecini, bunun sonrasında “üstün” Başarı Madalyonu’ndan iki bin adet yaptırılıp dağıtıldığını bilirsek daha iyi anlayacağız.

Bu katliamcı zihniyetin işlediği öyle insanlık suçları var ki, Dersim 1937-38’de havacı bir subay olan, eski hava kuvvetleri komutanı, 12 Mart muhtıracısı Muhsin Batur anılarında yazıp yazmadıklarından da anlayabiliyoruz. Şöyle diyor Batur: “Harput’un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk. Bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın süre Dersim’de özel görev yaptık. Okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum.” diyerek Dersimlilere karşı yapılan insanlık dışı vahşeti açıklamamayı seçer.”

1937-38 yıllarında Dersim’de yaşananları duyup öğrendiğimizde, “insanlık bu yaşananlar nedeniyle nasıl insanlığından utanmaz” diye düşünmemek elde değil. Dersim’de öldürülen, kefensiz toprağa düşen binlerce can, salt rakamlarla anlatılıp açıklanamaz. Hangi makam, kişi, vicdan bunların hesabını verebilir? Bu yaşananların hangisi unutulabilir ki?

Bir kez daha Dünya Ana’nın söylediklerini yinelemekte fayda var. Dünya Ana, 48 “Unutmayın, unutmayın bu derdi,” diyordu. Zaten bu dert(ler) unutulacak gibi de değil. İnsanlık, egemenler, sorumlular bunun hesabını vermeden, yüzleşme ve hesaplaşma olmadan hiçbir şey unutulmaz. Unutturulmaya çalışılsa da mümkün değil.

Kefensiz toprağa düşenlerimizin hesabı mahşere de ve/ya ulu divana da bırakıl(a)maz. O hesap mutlaka ama mutlaka verilmelidir. Mayıs, Dersim 38 Tertelesi günü olarak kabul edilmeli, arşivler açılmalı, devlet katliamla yüzleşmelidir. Dersim ismi iade edilmeli, Dersim halkından özür dilenmelidir. Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi ile Seyyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalıdır. Dersim coğrafyasının insansızlaştırılması projeleri olan HES’ler, maden aramaları ve baraj projeleri iptal edilmelidir.

48 Dünya Ana, Dersim Tertelesini çocuk yaşta yaşayan tanıklardan. 295 ları, 1985

Kaynak: Geçmişten Bugüne ALEVİLİK TARİHİ, İsyan, Direniş, Katliamlar – Erdal Yıldırım – Babek Yayınları